16 Şubat 2013 Cumartesi

Yüzyıllık yalnızlık



Yüzyıllık Yalnızlık

Bu kitabı ilk lisedeyken duymuştum. Ama ne yalan söyleyeyim pek de ilgimi çekmemişti o zamanlar. Adı irite etmişti beni. Hani yalnızlık olunca adı bende sandım ki sayfalarca bi insanın yalnızlığını anlatacak hep aynı klişe yani. Kitabın adını duymamdan yıllar sonra 2012de bir şekilde bu kitap evime girdi :) Ama bu sefer lisedeki gibi davranmadım direkt atladım kitaba. Belki aradan geçen zamanla kitabın adına karşı olan fikrim değiştiğinden belki de daha önceden adını duyduğum bu kitaba liseden eski bi tanıdık gözüyle bakmış olmamdan hemen başladım kitaba. Şimdi hem biraz kitabın içeriğinden hem de benim aklımdan kalanlardan yani bende bıraktıklarından bahsetmek istiyorum. Kitabın adını ilk duyduğunuzda aklınızda canlanan bir yalnızlıktan bahsetmiyor bu kitap. Biraz alttan alta ama derin şekilde hissetmenizi istiyor yalnızlığı. Öyle işte Gonzalo çok yalnızdı hep tek başınaydı cinsinden bir şey değil anlayacağınız. İşin aslı kitapta her hangi bir ana karakter yok. Bir aileyi nesilden nesile ve değişen çevre içerisindeki farklılaşması bir yandan da aynılaşması açısından anlatıyor. biraz karışık bir cümle oldu, aslında demek istediğim bu aile hem çok değişimler yaşıyor hem de tamamen aynı kalıyor. Kitaptaki "ana" kadın karakter için "Ursula" demek yanlış olmaz. Ama "ana"dan kastettiğim anne aslında :) Ursula üzerinden belkide birçok anne anlatılıyor. Kırsalda geçen hikayede Ursula aileyi bir arada tutan kendine has "tuhaf" denebilecek özelliklere sahip bir anne. Sorunlu çocukları (sorunlu demek pek doğru olmasa da başka bir kelime gelmiyor aklıma) ve garip bir kocası var Ursula'nın. Yaşadıkları yer de yine sürekli değişim içerisinde. Aslında alttan alta da hiç bir şey değişmiyor bu kasabada da. Bu Ursula karakteri bir çok yönden bizim "kadın anam" cinsinden. Kültürel açıdan bizim kültürümüzle epey örtüşüyor. Ancak şöyle bir durum var ki kitapta yadsınamayacak derecede ensest ilişki söz konusu. Belki herkes aynı şekilde düşünmeyebilir ama bana bu ilişkiler sapkınca olmaktan çok aslında bu "yalnızlık" olgusunun doğal bir sonucu gibi geldi ve bana kalırsa Marquez'inde demek istediği şey bu. Aile o kadar kapalı ki zaten kitapta çok az grubun dışından (ailenin) kişiden söz ediliyor. Endogamik terimini bir aile için kullanmak ne derece doğru bilemiyorum ancak bu aile ilişkiler konusunda evlilik de dahil olmak üzere tam bir kapalı kutu. Günümüzde yahut geçmişte herhangi bir yerde böyle bir aile olabilir mi diye soracak olursak benim fikrimce tam da böyle aileler var. Üstelik çok da uzağımızda değil. Anlatılan olayda ki bir diğer nokta da açıkca görülen "doğa üstülük". Bu doğa üstülük ise aileye ilk olarak kasabaya gelen "çingeneler" ile geliyor. Halbuki çingeneler her dönem öyle ya da böyle dışlanmış grubun dışına atılmış kişilerdir. Bu kadar horlanan dışlanan çingeneler farkında bile olmadan bir çok kişinin hayatının bel kemiği hayal gücünü etkileyip çekip gidiyorlar. Bunu öyle büyük şeylerle de yapmıyorlar üstelik kurulabilen bir oyuncak kadar küçük şeyler insanları o güne kadar hiç farketmedikleri hayal dünyalarıyla başbaşa bırakıyor. ve olaylar gelişiyor ..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder