19 Şubat 2013 Salı

Life of pi

Bu filmi her ne kadar sinemada izlemek istemiş olsam da bir türlü vakit bulup da gidememiştim. Ancak geçtiğimiz cuma günü izleme imkanı buldum. Hem Oscar da yaklaşmışken aday filmleri izlemek istediğimden hem de o akşam misafirlerimiz de benle aynı düşündüğünden internetten bulup filmi izledik. Ama malesef 3d olmamasının eksikliğini hissettik çoğu sahnede. Yine de keyifle izledik filmi. Life of pi adından da anlaşıldığı üzere Pi adındaki hintli bir adamın deniz kazasından kurtulma hikayesini anlatıyor. Pi kendini hem hindu hem müslüman hem de hıristiyan olarak kabul ediyor. Burdan bi belli ediyor zaten kendini :) hem namaz kılan hem amen diyen hem hint tanrılarını kabul eden Pi kafa karışıklığından yapmıyor bunu. Ona göre tek bir din bazı şeyleri açıklamakta yetersiz kaldığında  hemen bir diğeri imdadına yetişiyor. Diğer insanlardan baya farklı bir karakter anlayacağınız. Filmde büyük önemi olan "Richard Parker"la tanışma sahnesine gelirseeek aslında bu bir nevi dönüm noktası oluyor filmde. richar parker bir kaplan. Onunda adının tuhaf bir hikayesi var. Bu açıdan ne kadar da benziyorlar. Babasının Pi parker.2dan uzak dursun ve onun tehlikeli bir "hayvan" olduğunu anlaması için ilk başta pek de tasvip etmediğim ama daha sonra ona hak verdiğim bir şey yapıyor. Kaplanın bir başka hayvanı nasıl öldürdüğünü Pi'ye izletiyor. Burada şöyle bir not düşmeliyim.
Pi kaplanı bir hayvan veya tehlikeli bir yaratık olarak görmek şöyle dursun onu "arkadaş" olarak görüyor.
Babası ise Pi'ye kaplanın gözünde gördüklerinin kendi hislerinin yansıması olduğununu söylüyor. Bu kısmı kaçırdığımızdan filmin sonuna dek saldakilerin kaplan orangutan sırtlan ve zebra olduğunu sandık. Oysa Baba'nın bu cümlesi her şeyi özetliyor. Richard Parker aslında yalnızca Pi'nin yansıması. Richard'ın orangutan(yani Pi'nin annesi) öldükten sonra ortaya çıkması da bi yerde bunun kanıtı gibi bir şey. Hatta Pi'nin içindeki karanlık taraf da diyebiliriz. Hayatta kalmasını Richar'da borçlu olduğunu söylüyor Pi. Burada da yine haklı. Çünkü Pi Richard'ı yani onun karanlık da olsa "güçlü" yanını hayatta tutmak istiyor ve bu şekilde "hayatta kalabiliyor." Karaya çıktıklarında ise Richard arkasına bile bakmadan ormana doğru yol alıyor. Ki bu da Pi'nin tüm bu olanları ve kendi yansımasını orada terk ediyor ve tabi onlarda onu. İşin açığı biz bu kısımları anlayamadık ta ki filmin son dakikalarında durdurup biraz düşünene dek. Çünkü bu kaplan hikayesi çok daha insani ve "inanmak" istediğimiz şey de bu. Hatta epey tartışmak zorunda kaldık ama sonunda bu tuhaf ama "insani" hikayenin aslında ne kadar gerçek dışı olduğunu anladık. Şöyle de bir şey var ki film boyunca da bizi bir hayal alemine sürüklüyorlar zaten. Pi'nin okyanusa baktığında ki sahneler ya da o adadaki sahneler. Böyle böyle bizi uyutuyorlar yani :) Tabii uyutmuyorlar bilinçli olarak yapılan bir şey ama bir yandan da bu sahneler bize mantığımızla değil kalbimizle inandığımızı hissettiriyor. Kısacası izlediğim için gayet memnun olduğum bir filmdi. 10da 8di diyebilirim bilmiş bir şekilde :)
 -3d izleseydim 10da 9 derdim ama malesef artık-

16 Şubat 2013 Cumartesi

Yüzyıllık yalnızlık



Yüzyıllık Yalnızlık

Bu kitabı ilk lisedeyken duymuştum. Ama ne yalan söyleyeyim pek de ilgimi çekmemişti o zamanlar. Adı irite etmişti beni. Hani yalnızlık olunca adı bende sandım ki sayfalarca bi insanın yalnızlığını anlatacak hep aynı klişe yani. Kitabın adını duymamdan yıllar sonra 2012de bir şekilde bu kitap evime girdi :) Ama bu sefer lisedeki gibi davranmadım direkt atladım kitaba. Belki aradan geçen zamanla kitabın adına karşı olan fikrim değiştiğinden belki de daha önceden adını duyduğum bu kitaba liseden eski bi tanıdık gözüyle bakmış olmamdan hemen başladım kitaba. Şimdi hem biraz kitabın içeriğinden hem de benim aklımdan kalanlardan yani bende bıraktıklarından bahsetmek istiyorum. Kitabın adını ilk duyduğunuzda aklınızda canlanan bir yalnızlıktan bahsetmiyor bu kitap. Biraz alttan alta ama derin şekilde hissetmenizi istiyor yalnızlığı. Öyle işte Gonzalo çok yalnızdı hep tek başınaydı cinsinden bir şey değil anlayacağınız. İşin aslı kitapta her hangi bir ana karakter yok. Bir aileyi nesilden nesile ve değişen çevre içerisindeki farklılaşması bir yandan da aynılaşması açısından anlatıyor. biraz karışık bir cümle oldu, aslında demek istediğim bu aile hem çok değişimler yaşıyor hem de tamamen aynı kalıyor. Kitaptaki "ana" kadın karakter için "Ursula" demek yanlış olmaz. Ama "ana"dan kastettiğim anne aslında :) Ursula üzerinden belkide birçok anne anlatılıyor. Kırsalda geçen hikayede Ursula aileyi bir arada tutan kendine has "tuhaf" denebilecek özelliklere sahip bir anne. Sorunlu çocukları (sorunlu demek pek doğru olmasa da başka bir kelime gelmiyor aklıma) ve garip bir kocası var Ursula'nın. Yaşadıkları yer de yine sürekli değişim içerisinde. Aslında alttan alta da hiç bir şey değişmiyor bu kasabada da. Bu Ursula karakteri bir çok yönden bizim "kadın anam" cinsinden. Kültürel açıdan bizim kültürümüzle epey örtüşüyor. Ancak şöyle bir durum var ki kitapta yadsınamayacak derecede ensest ilişki söz konusu. Belki herkes aynı şekilde düşünmeyebilir ama bana bu ilişkiler sapkınca olmaktan çok aslında bu "yalnızlık" olgusunun doğal bir sonucu gibi geldi ve bana kalırsa Marquez'inde demek istediği şey bu. Aile o kadar kapalı ki zaten kitapta çok az grubun dışından (ailenin) kişiden söz ediliyor. Endogamik terimini bir aile için kullanmak ne derece doğru bilemiyorum ancak bu aile ilişkiler konusunda evlilik de dahil olmak üzere tam bir kapalı kutu. Günümüzde yahut geçmişte herhangi bir yerde böyle bir aile olabilir mi diye soracak olursak benim fikrimce tam da böyle aileler var. Üstelik çok da uzağımızda değil. Anlatılan olayda ki bir diğer nokta da açıkca görülen "doğa üstülük". Bu doğa üstülük ise aileye ilk olarak kasabaya gelen "çingeneler" ile geliyor. Halbuki çingeneler her dönem öyle ya da böyle dışlanmış grubun dışına atılmış kişilerdir. Bu kadar horlanan dışlanan çingeneler farkında bile olmadan bir çok kişinin hayatının bel kemiği hayal gücünü etkileyip çekip gidiyorlar. Bunu öyle büyük şeylerle de yapmıyorlar üstelik kurulabilen bir oyuncak kadar küçük şeyler insanları o güne kadar hiç farketmedikleri hayal dünyalarıyla başbaşa bırakıyor. ve olaylar gelişiyor ..